Nedim Şener, Urla Belediye Başkanın ifadesinden yola çıkarak Cemaatin ‘renklendirme’ taktiği ile hareket etiğini söyleyerek uyarıcı görevini yapmış.   Tespitini şu şekilde ifade ediyor; ‘FETÖ’nün “renklendirme” taktiği… FETÖ, “renklendirme” taktiği ile tüm siyasi partilere, STK, vakıf, dernek, tarikat ve cemaatlere sızıyor. Urla’da bu yaşandı mı?’

Şener’in kitabını okumadım tavsiye de etmiyorum tabi ki. Ne demek istediğini anlamak için kitabını okumaya da gerek yok zaten.

Renklendirme taktiği diyerek söylediği, Cemaat mensupları STK, vakıf, dernek, tarikat ve cemaatlere sızmışmış.

Urla Belediye Başkanı İbrahim Burak Oğuz üzerinden renklendirme taktiği neymiş bakalım. Şener’in yazdığına göre, Belediye Başkanı Oğuz, 2008 yılında CHP teşkilatına katılmış. 2011 yılında CHP milletvekili adayı olmuş, 2019 yılında da Urla’da yüzde 67.5 oy alarak belediye başkanı seçilmiş.

Buraya kadar herşey normal. Her Türk vatandaşı Anayasal bir hak olarak bir partiye üye olabilir, milletvekili ve belediye başkanı adayı gösterilebilir hatta belediye başkanı da seçilebilir.

Renklendirme olarak ifade ettiği olay ise, Oğuz’un tutuklanmasına gerekçe yapılan bazı ifade ve emniyet tespitleri. Tanık ifadesine göre Oğuz, bir dönem Cemaatin sohbetine katılmış. Emniyetin tespitine göre de bazı cemaat mensuplarıyla şirket kurmuş, onları telefonla aramış, yurtdışına seyahat etmiş.

Şener’e göre renklendirme bize göre dellendirme olan durum bu noktada ayrışıyor. Şener, açıkça söylemiyor ama yazı tam olarak Belediye Başkanı Oğuz’un renklendirme taktiği ile CHP’ye girdiğini anlatmak için yazılmış.

İbrahim Burak Oğuz, kimdir, düşüncesi nedir bilmiyorum. Zaten Oğuz’un uğradığı haksızlığı anlayabilmek için dünya görüşünün ne olduğunu bilmeye de gerek yok. Ayrıca Nedim Şener gibilerin bilmediği Anayasal bir ilke de var. Düşünce ve kanaat hürriyeti. Anayasal bu ilkeye göre, hiç kimse düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz. Ancak, Şener’in yazısından yola çıkarak, Nedim Şener gibi teorisyenlerin ortaya attığı absürt fikirlerin kurbanı olarak suçlandığını söyleyebilirim.

Bir dönem itibariyle Cemaat, her türlü vakıf, dernek, STK, tarikat ve partilere mensup insanların da dahil olduğu bir yapıydı. Yani Şener’in anladığı anlamda Cemaat mensupları bir yerlere sızmaya çalışmıyor, toplumun her kesiminden insanlar Cemaatin organizasyonlarına katılıyordu. Herkesin bildiği Türkçe Olimpiyatları, Abant toplantıları gibi organizasyonlar bunun örneği. İnsanlar yurtdışına gittiğinde Cemaat kurumlarıyla ve cemaat mensuplarıyla iletişim kurmak istiyorlardı. Hele yurtdışında iş yapmak isteyenler Cemaatin oluşturduğu network ağından faydalanmak istiyordu. Şunu da söyleyebilirim Cemaat mensupları siyasete katılmak, milletvekili olmak isteyen arkadaşlarını teşvik etmek bir yana engel olmak için gayret sarf ediyorlardı.

Nedim Şener gibi insanların anlamadığı ya da anlamak istemediği şey, bir dönem Cemaatin organizasyonlarına katılmak, sohbetlerinde bulunmak, açılışlarına katılmak ayrıcalık olarak görülüyordu. Bazı siyasiler bu durumu oy devşirme olarak da görmüş tabi ki. Bank Asya’nın açılışına, Zaman gazetesinin kutlama programlarına, Samanyolu Televizyonu organizasyonlarına, Kimse Yok mu organizasyonlarına, okulların, dershanelerin faaliyetlerine katılan siyasiler, STK temsilcileri, vakıf, dernek yöneticileri ve üyeleri fazlasıyla vardı.

Aslında var olan, iddia edildiği gibi bir sızma değil, Cemaatin sağlamaya çalıştığı çoğulculuk anlayışıydı. Bunu anlamak için başta AKP’liler olmak üzere şu an Cemaate en çok saldıran siyasilerin, bürokratların, yargı mensuplarının telefon kayıtları incelensin Urla Belediye Başkanından farklı bir durum çıkmayacaktır.

İddia edildiği gibi ortada renklendirme taktiği değil, insanları çileden çıkartarak, absürt, mesnetsiz, uçuk fikirlerle ‘dellendirme taktiği’ olduğu kesin.