Cumhurbaşkanı tarafından her yıl olduğu gibi 31 Aralık 2019 tarihinde de yeni yıl mesajı yayınlandı. Cumhurbaşkanının bu yıl ki mesajında;

‘Yargı Reformu Strateji Belgesini açıklayarak, Türkiye’nin demokrasi ve hukuk devleti yolunda kararlı adımlarla ilerlemeye devam edeceğinin yol haritasını kamuoyuyla paylaştık. Ekim ayında ilk yargı paketinin Meclis’te kabul edilmesiyle, strateji belgesinin somut adımlarını atmaya da başlamış olduk.’ Diyerek hukuk devleti olma yolunda ilerlemeye devam edildiği şeklinde bir  değerlendirme yer aldı. Gerçekten hukuk devleti olma yolunda kararlı adımlarla ilerliyor muyuz?

Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan yargı reformu stratejisi “güven veren ve erişilebilir bir adalet sistemi” vizyonuyla Eylül ayında Cumhurbaşkanı tarafından açıklandı.

Birinci Yargı reformu kapsamında Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan yasa tasarısı meclise sunuldu ve 24 Ekin 2019 tarihinde Cumhurbaşkanı tarafından onanarak yürürlüğe girdi. Bu kararla Cumhurbaşkanı tarafından 2019 yılının önemli bir faaliyeti olarak takdim edilen Yargı reformu hayatımıza girmiş oldu.

Yargı Reformu paketinde, hem ceza usul yasamızda hem evrensel hukuk ilkelerinde tutuksuz yargılamanın esas olduğu belirtilmesine rağmen, tutukluluğun ancak zorunlu hallerde istisnai bir tedbir olarak uygulanacağı, tutuksuz yargılamanın ise aslolacağı belirtildi.

Yasada var olan düzenlemenin, yargı reformu paketi olarak yeniden sunulmasına rağmen, artık tutukluluk gerçekten istisnai bir tedbir olarak uygulanmaya başlandı mı? Tabi ki hayır. Her gün sosyal medya üzerinden, ciddi hastalıkları olan tek başına cezaevinde yaşaması zor olan insanların tutukluluklarında yaşadıklarını okuyoruz, ancak ne yazık ki lehe bir gelişme göremiyoruz.

İstanbul Başsavcılığı tarafından 2019 yılında yapılan operasyonlara bile bakıldığında tutuklamanın istisnai bir tedbir değil, cezalandırma amacıyla kullanıldığı görülmektedir. İstanbul Emniyeti tarafından Hizmet hareketi mensuplarına karşı 2019 yılında 852 operasyon düzenlenmiş ve 1321 kişi sulh ceza hakimlikleri tarafından tutuklanmıştır. Ne yazık ki gerçek yeni yıl mesajında açıklandığı gibi değil.

Yine yargı reformu sürecinde yaşanan önemli bir gelişme de durumun değişmediğini gösteriyor. 10 Aralık 2019 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Osman Kavala dosyası hakkında ihlal kararı verdi. AİHM tarafından verilen bu kararda, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) Madde 5.1 (hürriyet ve güvenlik hakkı) ile Madde 5.4’ün (Meşru tutukluluk konusunda hızlı karara ulaşma hakkı) ihlal edildiğine ve Madde 5.1’le birlikte değerlendirildiğinde Madde 18’in (Hakların kısıtlanması yolunun kısıtlılığı) de ihlal edildiğine ve Osman Kavala’nın tutukluluğunun sonlandırılarak derhal salıverilmesinin sağlaması gerektiğine de karar verilmiştir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından altına imza koyduğumuz ve uyacağımızı taahhüt ettiğimiz Avrupa İnsan Hakları sözleşmenin 3 maddesinin ihlal edildiğine ve ihlalin ağırlığını da dikkate alarak tutukluluk kararına son verilmesine karar veriliyor. Reformdan bahseden, tutukluluğun istisna olduğunu vurgulayan, hukuk devleti olma yolunda kararlılıkla ilerlendiğini söyleyen Cumhurbaşkanının, yargılama süreçlerini yakından takip ettiğini söyleyen mahkeme, AİHM kararı sonrasında hukuk devleti yolunda ilerleme adına nasıl bir karar veriyor?

24 Aralık 2019 tarihinde İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi Osman Kavala’nın tutukluluk durumunu değerlendirdi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararına, yargı reformu söylemine, hukuk devleti olma yolunda kararlılıkla ilerlendiği söylemlerine rağmen 790 gündür tutuklu bulunan Osman Kavala’nın tutukluluk halinin devamına karar verdi.

Gerekçesi ise tek başına hukuk devleti olma yolundan ne kadar uzaklaşıldığının göstergesi oldu. Mahkeme, tahliye konusunda Adalet Bakanlığı’ndan yazı beklenmesine karar vermek suretiyle ne kadar hukuk devleti olma yolunda nasıl ilerleme gösterildiğini de göstermiş oldu!

Cumhurbaşkanının mesajında yer alan hukuk devleti olma konusunda ilerleme gösterildiği söylemin gerçekten ne kadar uzak olunduğunu sadece ilkeler alt alta yazıldığında görmek mümkün. Evet, hukuk devletinden bahsedilebilmesi için şu ilkelerin olması gerekir;

  • Temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmış olması,
  • Kuvvetler ayrılığı,
  • Yasama işlemlerinin yargısal denetimi,
  • Yürütmenin ve idarenin işlemlerinin yargısal denetimi,
  • Yargı bağımsızlığı,
  • Evrensel hukuk ilkelerinin geçerliliği,
  • Kanun önünde eşitlik ilkesinin benimsenmesi,
  • Devlet faaliyetlerinin belirliliği,
  • İdarenin mali sorumluluğu.

Bu ilkeler varsa hukuk devletinden ve hukuk devleti olma yolunda ilerlemeden bahsedilebilir.

Ülkemizde bireysel özgürlükten, toplumsal özgürlükten, kişisel özgürlükten, politik özgürlükten, ulusal özgürlükten, ekonomik özgürlükten, mülkiyet özgürlüğünden, inanç özgürlüğünden, din ve vicdan özgürlüğünden, düşünce ve düşünceyi ifade etme özgürlüğünden, basın özgürlüğünden, toplantı ve gösteri yapma özgürlüğünden bahsedilebilmesi şu an için ne yazık ki mümkün görülmüyor.

Umarız, Cumhurbaşkanının 31.12.2020 tarihinde yapacağı açıklamaya kadar gerçekten hukuk devleti oluruz…