Said Emre ERENOL

Selam! Sizinle hiç tanışmadık, görüşmedik. Sizi medyadan, yazdıklarınızdan ve fırtınalı denizde yol gösteren bir “Deniz Feneri” gibi duruşunuzdan tanıyorum. Uzunca bir zamandır görmediği sevdiğini özlemiş bir insanın duyabileceği kadar da size hasret duyuyorum. İlk temennim, yıllardır haksız yere tutulduğunuz hapishaneden bir an önce sağlık ve esenlikle çıkmanız ve sevdiklerinize kavuşmanızdır. Hoş, hapiste kalanların hüznünü vicdanında hisseden ve bu yüzden hapisten çıktığına bile sevinemeyecek kadar büyük olan yüreğiniz size gerçek bir mutluluk getirmeyebilir, ancak sizi seven, saygı duyan ve sizin için dualar eden epeyce bir insanın sizin hürriyete kavuşmanızla çok mutlu olacağına emin olabilirsiniz.

Neden biliyor musunuz? Siz, belki farkında bile değilsiniz, ama sükutunun çığlığını duyuramayan yüzbinlerce, belki milyonlarca insanın söylemek isteyip de söyleyemedikleri duygularına tercüman oluyorsunuz. Zannetmeyiniz ki, yazdıklarınız hedefine ulaşmadı; Yaptığınız savunmaların, yazdığınız yazıların her biri, sizi içeri tıkan iradenin ve stratejik ortaklarının kafasına bir balyoz gibi inerken, sessiz ve mağdur yığınların da içine su serpiyor. Duruşunuz, demokrasiyi içselleştirmiş bir insanın en ağır şartlar altında bile nasıl bir pozisyon alması gerektiği konusunda rehberlik ediyor.

Sahi bunu nasıl becerebiliyorsunuz? Yani, hem size bu zulümleri reva görenlere ağır ve hazmedilmesi zor bir üslupla cevap veriyorsunuz, hem de tüm bunları hakaret veya suç unsuru içermeyecek bir tarzda yapıyorsunuz. Bu nasıl bir birikimin veya zekanın ürünüdür? Muhafazakar olduğunu iddia eden oligarşik bir yapının, devlet erkinin tüm imkanlarını ve gücünü kullanarak terör estirdiği ve hukuksuzluğun, ahlaksızlığın, yozlaşmanın zirve yaptığı bir dönemde, nasıl oluyor da böylesine profesyonelce soğukkanlılığınızı koruyabiliyor ve her biri bir manifesto gibi düşünceler ve savunmalar ortaya koyabiliyorsunuz? Dik ve onurlu duruşunuz birilerini çıldırtıyor olmalı! Gölgeniz bile korkutuyor olmalı ki, serbest bırakıldığınızın haftasında tekrar tutukladılar.

Günümüzde artık pek rastlanmayan ideal bir ‘insan’ profili çiziyorsunuz. Özü-sözü doğru, kul hakkı yemeyen, yalan söylemeyen, her zaman ve zeminde adaleti savunan, zulme karşı duran, haksızlığa boyun eğmeyen, güce tapmayan, aldatmayan, çalmayan, çırpmayan, mert, diğergam ve dürüst. Sizin sahip olduğunuz meziyetler ve sergilediğiniz tutum, inancımıza göre gerçek bir Müslüman ahlakını yansıtıyor. Rabbimin sizi cennetine açılacak koridorlara dahil eylemesini diliyorum. Yoksa Müslümanlık; işlek bir caddede dükkan açıp, din, iman, besmele, başörtüsü, ezan, imam hatip satmak değildir. Lüks ciplere binip, yeni doğmuş bebeğe tek taş yüzük takma görgüsüzlüğü değildir. Çember sakal ve badem bıyıkla kravatsız ipek gömlek giyip lüks sofralarda semirmek değildir. Din-iman-ezan-bayrak-ahlak-namus deyip de ahlaksızlık yapmak değildir. İslami literatürden seçilmiş kelimelerle nutuklar atıp, bankalarda faizle para depolamak, vergi kaçırmak, hile hurdayla köşe dönmek, rüşvetle ihale almak hiç değildir.

İcraatlarıyla insanları dinden soğutan, din tüccarı, hırsız, arsız, ahlaksız, kişiliksiz, fikir yoksunu, yalancı, müfteri, sapık, faizci, kısaca inancımıza göre Müslümanlığa aykırı ne varsa hepsini üzerlerinde toplamış, ama kendini “Müslüman” olarak lanse eden bu güruha bakıp da Müslümanlık bu zannetmeyin lütfen! Bunlar, kanıksanmış ifadeyle “Süslüman.” Bu kelime onları tarif etmeye yetmez. Kaderin ve zamanın onları nasıl tavsif edeceğini ve haklarındaki hükmün ne olacağını görünceye kadar biraz daha sabretmek gerekiyor anlaşılan.

Tarih sizi, zulme ve hukuksuzluğa karşı meydan okuyuşunuzla hatırlayacak. Daha şimdiden en az onbinlerce mazlumun gönlüne taht kurdunuz. Kendi kulvarında “profesyonel direniş”in sembolü oldunuz. Medyanın çoğunun secdede, bir kısmının da rükuda olduğu zor bir zamanda zor bir zanaat ortaya koydunuz. Yobazlık ve bağnazlık batağında dibe doğru hızla giden ülkemin geleceğine bir umut, ışık oldunuz. Kalemin namusuna sahip çıktınız. Siz ve sizin gibi cesur kalemler, bu ülkeye birkaç beden büyük geldiniz. Çarklarına çomak soktuğunuz gulyabanilerin bundan rahatsız olacağını biliyordunuz. Ülkenin bedel ödenerek kazanılacak erdemlere kavuşması için bedel ödemeye razı oldunuz. Bu mücadeleniz dalga dalga dünyaya yayılıyor ve size cephe alanları her geçen gün küçültüyor, alçaltıyor. Öyle inanıyorum ki, sizi içeri tıkan iradenin, yargılanmaktan şimdilik paçayı sıyırmış gibi görünen suç şebekelerinin, onların yağcısı ve yalakası hukuk tanımaz piyonlarının ve de yandaş kalemşörlerinin hissedemediği kadar huzurlu, olamadığı kadar cesur ve onurlusunuz. Yakın geleceğin kazananı siz ve sizin gibi onurlu duranlar olacaktır. Fırtınalar karşısında yol, yön ve karakter değiştirenler ise, mezarlıktan geçerken korku hissetmemek için türkü söyleyen adamlar misali, korkularını bastırmak için gittikçe daha fazla gürültü çıkarmaya ve şakayla karışık hangi ülkeye kaçabileceklerinin fikir jimnastiğini yapmaya başlamışlardır.

Hangi zulüm ilelebet devam etmiş ki? Bugün zindanda oturuyor olsanız ne çıkar, siz hakperest ve namuslu insanların gönül tahtında oturuyorsunuz.

Sağlık, esenlik ve özgürlük temennisiyle…