“Fetö” kavramının nasıl ve ne zaman ortaya çıktığını belirlemek biraz zahmetli bir uğraştır. Mezun olduğu İzmir Fatih Koleji 15 Temmuz darbe girişiminden sonra cemaate ait olduğu zannedilerek kapatılan oyuncu Defne Joy Foster, “fetöcü” olduğu için müebbet hapis cezası alan dünyaca ünlü gazeteci yazar Ahmet Altan’ın oğlu Kerem Altan’ın evinde 2011 yılında hayatını kaybetmiştir. “Fetö” kavramını ilk kullanan kişi olarak belirtilen Foster’a, kavramı kullandığı dönemde Ankara’yı parsel parsel “fetö”ye peşkeş çektiği iddia edilen ancak darbe girişimi sonrasında “Sol Siyaset Fetö İlişkisi” isimli bir kitap yayınlayarak arınan Ankara eski Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek tarafından 22 Şubat 2011 tarihinde twitterdan “Terbiyeni takın. Fethullah Gülen’e fetö diyemezsin. Lütfen özür dile” şeklinde tepki gösterilmiştir. Ayrıca, iktidara yakın medya organları Foster’ın şüpheli ölümünün arkasında da “fetö”nün olduğunu iddia eden haberler yayınlamışlardır. Diğer bir ifadeyle, “fetö” kavramı ilk olarak, “fetöcü” bir okuldan mezun olan, sonradan bir “fetöcü”nün oğlunun evinde hayatını kaybeden ve bu ölümün arkasında “fetö”nün olduğu iddia edilen bir kişi tarafından kullanılmış; bu kavramsallaştırmaya da o dönem “fetöcü” olan ama sonradan arınan ve “fetö” ile amansız şekilde mücadele eden bir kişi tarafından tepki gösterilmiştir.

“Fetö” kavramını ilk kullandığını iddia edenlerden biri de Sözcü gazetesidir. Yazar ve yöneticileri “fetö”den yargılanan ve ceza alan Sözcü gazetesi kendisini savunmak için “Fetönün iç yüzünü en net olarak ortaya koyan tek gazete” şeklinde haberler yapmıştır. Açılan davada yargılanan gazetecilerin avukatlığını yapan Fahri Emeksiz de mahkemede yaptığı savunmada “fetö kelimesini ilk kullanan Sözcü gazetesidir.” demiştir.

Durum aslında göründüğünden de karışıktır. Adıyaman’da yayın yapan Gerger Fırat Gazetesi’nin sahibi Hacı Boğatekin’in 2008 yılındaki bir yazısında Fethullah Gülen’e “feto” dediği için yargılandığı ve aldığı cezanın 2019 yılında Yargıtay tarafından onandığı iddia edilmiştir. Doğu Perinçek’in ifadesiyle “siyasetin köpeği” haline gelen ve “fetö ile mücadeleyi” kendine şiar edinen Yargıtay’ın bu kararı “fetö” ile mücadele ettiğini iddia eden birçok kesimde hayret, şaşkınlık ve eleştiri ile karşılanmıştır. Sadece bu olay bile, nefret söyleminin ve hakaretin normalleştiği, hukuka uygunluğun garipsendiği bir ortamda kaypak kavramları tartışmanın ne kadar zor olduğunu göstermektedir. Ancak unutmadan belirtmek gerekir ki Boğatekin, gerçekte Gülen’e hakaretten değil, aynı yazıda PKK’ya ve lideri Öcalan’a yönelik övgü dolu sözler sarf ettiği için suç ve suçluyu övmekten ötürü ceza almıştır.

Kavramın kullanılma veya kullanılmasını engellemeye yönelik girişimlerin motivasyonlarındaki konjonktürel değişiklikler ve girişimcilerin kişisel kimlik ve duruşlarının tanımlanmasındaki güçlükler, “fetö” kavramının çıkış hikayesini yazabilmeyi oldukça zorlaştırmaktadır.

“Fetö” en dar anlamıyla Hizmet/Gülen Hareketini veya Türkiye’deki yaygın ifadesiyle “cemaati” tarif için kullanılmaktadır. Daha doğrusu kullanılmaktaydı. Kavram şuanda bambaşka anlamlar ifade etmektedir. Cemaatten “fetö”ye geçiş süreci aşamalı olarak gerçekleşmiş ve bu süreçte “F-Tipi, BTÖ, Paralel Yapı” gibi hukuk ve toplum tarafından kabul görmeyen birçok kavram kullanılmıştır. 1990’lı ve 2000’li yıllarda kamuda hizmet veren ve cemaat üyesi oldukları iddia edilen kişileri ötekileştirmek, şeytanlaştırmak veya düşmanlaştırmak için kullanılan “F-Tipi” terimi, dönemin AK Parti’li siyasetçileri başta olmak üzere demokrat kesimler tarafından yoğun şekilde eleştirilmiştir. Ergenekon soruşturmaları kapsamında tutuklanan Doğu Perinçek’in çıkardığı Aydınlık Dergisi’nin ortaya attığı “BTÖ” ise soruşturmaları yürüten savcılığın bulunduğu ilçeye atfen “Beşiktaş Terör Örgütü” manasını taşımaktaydı. “F-Tipi” gibi bu tanımlama da hukukun üstünlüğüne inanan kesimler tarafından tepki görmüş ve zamanla unutulmuştur. “Paralel Yapı” kavramı ise 2013 yılındaki yolsuzluk soruşturmalarının ardından bizzat Erdoğan tarafından kullanılmış ve yaygınlaştırılmaya çalışılmıştır. “Paralel Yapı” kavramı da 2016’daki darbe girişimi sonrasında yerini “fetö”ye bırakmıştır.

Bu noktada bir parantez açarak, cemaat hakkında en ağır yazıları kaleme alan ve “F-Tipi” iddialarını sürekli işleyen gazeteci Hikmet Çetinkaya hakkında Erdoğan yanlısı Sabah Gazetesi’nin 31 Ekim 2015 tarihli “Hikmet Çetinkaya’da FETÖ’cü Oldu” başlıklı haberine göz atmak gerekmektedir. Gazete haberi şu şekildedir: “40 yıldır Fetullah Gülen ve ekibini örgüt olarak nitelendirip haklarında en ağır yazıları yazan ve bir de örgütü deşifre eden bir kitap yazan Cumhuriyet Gazetesi yazarı Hikmet Çetinkaya, bugün Zaman Gazetesi’ne verdiği görüşle adeta kendini yalanladı. Fetullah Gülen’in ‘Kendisine hiç beddua etmedim’ dediği Çetinkaya, ‘1970’lerden beri Fethullah Gülen’i ve hareketini takip ediyorum, ne Fethullah Gülen’in terörist olduğuna ne de hareketinin terör örgütü olduğuna inanıyorum.’ diyerek biatını bildirdi.” Haberin içeriğinin yoruma gerek bırakmayacak kadar açık anlatımı, “fetö” kavramının gelişim sürecinin dengesizliğine en uygun örnektir. Şunu da eklemek gerekir ki, Cumhuriyet Gazetesi yazarı Çetinkaya darbeden birkaç ay sonra “fetö”den gözaltına alınmış, çalıştığı gazete bunu “40 yıldır Gülen cemaatinin iç yüzünü yazan Hikmet Çetinkaya, FETÖ’ye destekten gözaltında” şeklinde duyurmuştur. Tam bu noktada, “BTÖ” kavramını ortaya atan ve kendisini “fetö” ile mücadelenin en önemli aktörü olarak pazarlayan Doğu Perinçek’in 2017 yılında, darbe girişimi sonrasında cemaate yönelik operasyonların çok yoğun bir şekilde devam ettiği dönemde, katıldığı bir televizyon programında “Cemaat terör örgütü değil ama kesinlikle bitirilmelidir” anlamına gelen ifadeler kullandığını da not etmekte fayda var.

Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı Nuh Mete Yüksel 2000 yılında yazdığı bir iddianamede cemaat için “Fethullah Gülen Örgütü” tanımlamasını kullanmıştır. Yüksel iddianamede tek sanık olarak yer verdiği Gülen’in terörle mücadele yasası kapsamında cezalandırılmasını talep etmiştir. Uzun yıllar süren yargılamalar sonucunda Gülen 2008 yılında kesin olarak beraat etmiştir. Davanın beraatla sonuçlanması neticesinde cemaat, 90’lı ve 2000’li yıllarda dile getirilen iddialardan hukuken aklanmış olmasına rağmen, özellikle ulusalcılar tarafından Ergenekon davalarında yargılananları savunmak için “F-Tipi” kavramı gündemde tutulmaya devam edilmiştir. Ötekileştirme ve şeytanlaştırma aşırı ulusalcı küçük bir kesim tarafından da olsa yapılmaya devam edilmiştir. Örneğin eski başbakanlardan Mesut Yılmaz 2009 yılında bir televizyon kanalında aynı iddialar çerçevesinde kavramı kullanmıştır. Bu arada, Mesut Yılmaz’ın da işaret ettiği, “F-Tipi” kelimesinin kavramsallaştırmasında büyük emeği geçen, 2006 tarihli “Emniyetteki F-Tipi örgütlenmenin etkin elamanları” raporunu hazırlayan eski Emniyet Genel Müdürlüğü Personel Dairesi Başkanı İbrahim Selvi de 2016’daki darbe girişimi sonrası “fetö”den gözaltına alınmış ve yargılanmıştır.

2013 yılında Erdoğan ve bakanların isminin karıştığı yolsuzluk operasyonları sonrasında, hukuki suçlamalardan bunalan Erdoğan, çıkışı yeni bir kavramsallaştırmada bulmuştur: paralel yapı. İçerik olarak F-Tipi vb terimler ile aynı olmasına karşın şekil olarak farklı gibi görünen “paralel yapı” kavramı ile de kamuda hizmet eden ve cemaat üyesi oldukları iddia edilen kişiler kastedilmektedir. Bu şeytanlaştırma girişimi de diğerleri gibi ilk başta ne hukuken ne de toplumsal olarak kabul görmemiştir. O kadar ki, 12 Mart 2014’de katıldığı bir televizyon programında “cemaat” kelimesini kullanmakta ısrar eden iktidar yanlısı gazeteci Mustafa Karaalioğlu, Erdoğan tarafından “Cemaat değil örgüt diyeceksin, neden korkuyorsun?” şeklinde azarlanmıştır.

Ancak “paralel yapı”nın patenti konusunda da çelişkiler söz konusudur. Kavramın ilk olarak, modernite ile birlikte devlete alternatif olarak büyüyen Müslüman ülkelerdeki sivil toplum kurumlarını tarif için Samuel Hantington tarafından kullanıldığı belirtilmekle birlikte; kavramın Erdoğan’dan önce İmralı’da yapılan müzakereler sırasında PKK lideri Abdullah Öcalan tarafından kullanıldığı da söylenmektedir. Yanı sıra CHP milletvekili Mehmet Bekaroğlu  21 Ekim 2014 tarihinde yaptığı “Ben 2008’de ilk defa ‘paralel yapı’ kavramını kullanan insanım.” şeklindeki açıklamaları ile patentin kendisine ait olduğunu iddia etmektedir. “Paralel yapı”nın bir terör örgütü olduğuna yönündeki ilk resmi bildiri ise 26 Mayıs 2016 tarihli MGK kararına dayalı olarak 30 Mayıs 2016 tarihli Bakanlar Kurulu toplantısı sonrası, Hükümet Sözcüsü ve Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş tarafından açıklanmıştır. Bu açıklama ile şeytanlaştırmaya yasal bir kılıf uydurulmaya çalışılmıştır.

2016 yılındaki darbe girişimi sonrasında artık tek ve geçerli kavram olarak “fetö” kullanılmaya başlanmıştır. Ancak ilk kez resmi bir iddianamede “fetö” kavramının kullanıldığı tarihin 2015 yılı Şubat ayı olduğunu da hatırda tutmak gerekmektedir.

“Fetö” kavramının neden olduğu hasarı görebilmek için 15 Temmuz 2016’da meydana gelen darbe girişimi sonrasında “fetö” gerekçe gösterilerek yapılan kitlesel tasfiye ve gözaltıların istatistiğine bakmak lazım. Darbe girişiminin hemen ardından ilan edilen OHAL kapsamında çıkarılan KHK’lar ile 6 bini akademisyen olmak üzere 130 bin kişi kamu görevinden ihraç edilmiş, medya organlarının, eğitim ve sağlık kuruluşlarının da aralarında bulunduğu 3 bin özel kurum ve kuruluş kapatılmıştır. 4 binden fazla hakim-savcı meslekten ihraç edilmiştir. Soruşturmalarda 2 bini çocuk olmak üzere 540 binden fazla kişiye adli işlem yapılmıştır. 200 binden fazla kişi gözaltına alınmış, yaklaşık 100 bin kişi tutuklanmıştır. 750’si çocuklu/bebekli anne olmak üzere halen en az 30 bin kişi cezaevlerinde tutuklu veya hükümlü olarak bulunmaktadır. Bunu yanı sıra adam kaçırma, işkence, kötü muamele uygulamaları sistematik bir hal almış, demokrasi, hukuk, insan hakları gibi kavramlar unutulmuştur.

National Review’un kıdemli editörü Jay Nordlinger darbe sonrası cemaat mensuplarının maruz kaldığı uygulamalar ile ilgili olarak yazdığı bir makalede “Gülen’in, George Orwell’ın 1984 isimli eserindeki ‘Emmanuel Goldstein’ gibi Türkiye’de “birilerini korkutmak için insanüstü hayali bir canlı” haline getirildiğini” belirtmiştir. Daha doğru bir ifadeyle, Nordlinger’in belirttiği gibi Gülen’in bizzat kendisinin değil ama “fetö” kavramının 1984’leşen Türkiye’nin Emmanuel Goldstein’ı olduğu rahatlıkla söylenebilir. Peki “fetö” gerçekte nedir ve bir tanımı var mıdır? Sonraki bölümde bu sorunun cevabını arayacağız.