TMSF Başkanı Gülal, kayyım atanan şirketlerin aktif büyüklüğünü, engellenen terörizmin finansmanı olarak lanse etmeye çalışıyor ve 10 milyar dolar rakamından bahsediyor. Peki gerçek ne?

Geçtiğimiz günlerde, OECD bünyesinde faaliyet gösteren, Kara Paranın Aklanmasının Önlenmesine Yönelik Mali Eylem Görev Gücü (Financial Action Task Force, FATF), yayınladığı 2018 ülke raporunda, Türkiye’de cemaat soruşturmalarına ağırlık verildiğini ve diğer suçlarla mücadelenin ihmal edildiğini belirtmiş ve Türkiye’nin, gelecek yıllarda para aklama ve terörizm finansmanıyla mücadelede ilerleme sağlamazsa “Pakistan, Moğolistan ve Yemen gibi gri listeye ekleneceği” uyarısını yapmıştı. Akla gelen ilk soru gerçekte terörizmin finansmanının engellenmesinde Türkiye, 10 milyar dolar gibi bir rakama ulaşmış olsaydı, FATF raporu bu şekliyle yayınlanır mıydı?

Söz konusu rapor üzerindeki tartışmalar sıcaklığını korurken, TMSF başkanı Muhiddin Gülal, Hürriyet gazetesine bir röportaj vererek, uyarıları dikkate almayacaklarının sinyalini vermiş oldu. Türkiye’yi uluslararası arenada zor durumda bırakan hukuksuzluklara imza atan ve bu uygulamaları başarı gibi göstermeye çalışan Gülal, yönettiği TMSF’nin nasıl bir siyasi intikam aygıtına dönüştüğünü de itiraf etmiş oldu.

TMSF, normal olarak ekonomik denetim faaliyetleri icra eden bağımsız bir kuruluş değildir, aksine kendilerinin de kabul ettiği şekilde bir OHAL kurumudur ve son yıllardaki faaliyetleri hukuk normlarını değil antidemokratik bir iktidarın çıkarlarını koruma refleksini yansıtmaktadır.

Gülal, 829 şirkete kayyımlık yaptıklarını belirtmektedir. Kayyım atama kararları Gülal’ın da belirttiği üzere hukukta yeri olmayan aidiyet, iltisak ve irtibata göre verilmektedir. Ortada terörün finansmanı engelleme durumu söz konusu değildir. Adı geçen şirketler, mahkeme kararıyla el konulmuş şirketler de değildir. Şirketlerin tamamına 674 sayılı KHK ile TMSF kayyım olarak atanmıştır. Ayrıca ne TMSF ne de herhangi bir başka kurum, bu şirketler üzerinden terörizmin finanse edildiğini doğrulayacak herhangi bir delil de ortaya koyabilmiş değildir.

Mülkiyet hakkının tanımını en iyi bilen kişi olması gereken Gülal, röportajda, söz konusu şirketlerin kendilerine “milletin emaneti” olduğunu ifade etmiştir. Oysa bu şirketlerin tamamı şahıs şirketidir. Yani kamu yararına faaliyet gösteren vakıf, dernek vb kuruluşlara ait şirketler değildir. Dolayısıyla bunlar, hür müteşebbislerin kendi şahsi emekleriyle kurdukları ve yönettikleri özel şirketlerdir. “Milletin emaneti” cümlesi ise, yapılan gaspı şirin göstermek için uydurulmuş bütünüyle hukuk dışı ve çarpıtma bir tanımlamadır. “Milletin emaneti”, olsa olsa bu şirketlerin geçmişte ve günümüzde kazançları üzerinden devlete verdikleri vergilerdir. Asıl sorgulanması ve takip edilmesi gereken, bu şirketlerin verdiği vergilerin iktidar tarafından nerelerde harcandığı olmalıdır.

Gülal, devraldıkları esnada bazı şirketlerin, çalışanların maaşlarını ödemediğini gördüklerini ve bu sorunu derhal çözdüklerini ifade etmiştir. Gülal, maaş ödemelerindeki sıkıntıya sanki şirketlerin asıl sahipleri neden olmuş gibi göstermeye çalışmıştır. Oysa bu da yanlış bir bilgidir. İlkin bu şirketlere Sulh Ceza Hakimlikleri tarafından kayyım atanmış, yönetim asıl sahiplerinin elinden alınmıştır. Ardından da 674 sayılı KHK ile bu şirketler TMSF’ye devredilmiştir. Dolayısıyla maaşları ödemeyenler, şirketlerin gerçek sahipleri değil, TMSF devralmadan önce şirketleri yöneten OHAL kayyımlarıdır.

Gülal, kayyımlık yaptıkları şirketleri çok iyi yönettiklerini ispat için devri öncesi ve devir sonrası ciro ve kar bilgilerini de paylaşmıştır. Şirketlerin geçek sahiplerinin bu şirketleri nasıl kurup büyüttükleri ve nasıl karlı hale getirdikleri hakkında tek kelime etmeyen Gülal, OHAL kayyımları dönemi ile kendi dönemini kıyaslamakla yetinmiştir. Oysa, bu şirketlerin mevcut durumları, Gülal ve kayyımların değil, şirketlerin gerçek sahiplerinin başarısını ispat etmektedir.

Hürriyet’in Gülal röportajı, antidemokratik bir sistemin “yandaş medya-yolsuz siyaset” dayanışması olarak da okunabilir. OECD bu röportajı ne şekilde okuyacak, onu da zaman gösterecek…