İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi, Sözcü gazetesinin yazarları hakkında örgüte yardım gerekçesiyle 2 yıl 1 aydan 3 yıl 6 aya kadar değişen oranlarda hapis cezası verdi. Karar sonrasında herkes haklı olarak verilen bu mahkumiyet kararına tepki gösterdi. Gösterilen tepkiler ve yapılan açıklamalar bize tam olarak Nasrettin Hoca’nın ‘Be adam doğurduğuna inanıyorsun da öldüğüne niye inanmıyorsun?’ fıkrasını bir kez daha hatırlattı. Tek farkla yaşadıklarımız ne yazık ki fıkra değil…

Gösterilen tepkilere bakacak olursak,

Ertuğrul Özkök, “Elinizi vicdanınıza koyun…Sizce Emin Çölaşan FETÖ’cü olabilir mi? Necati Doğru FETÖ’cü olabilir mi… Sözcü gazetesinden FETÖ terör örgütü çıkar mı…” diyerek karara tepkisini göstermiş. Biz de Ertuğrul Özkök’ün şahsında karara tepki gösterenlere sormak isteriz;

Bankaya para yatırmaktan, çocuğunu okula göndermekten, dernek üyesi olmaktan, vakıf üyesi olmaktan, sendika üyesi olmaktan, iktidarın istemediği iş yerinde çalışmaktan, Kimse Yok Mu derneğine yardım yapmaktan, gazete-dergi abonesi olmaktan, yurtdışına seyahat etmekten, 1 Dolar taşımaktan, otelde kalmaktan, yurtdışında master-doktora yapmaktan silahlı terör örgütü çıkıyor da Sözcü gazetesinden neden örgüt çıkmasın?!!! Örgüt kriteri iktidarın söylemine göre belirlenirse tabi ki Sözcü gazetesinden de örgüt çıkar.

Ahmet Hakan ise, “Kim ne delil getirirse getirsin. Sözcü yazarları Emin Çölaşan’ın ya da Necati Doğru’nun FETÖ’cülük yaptığına ya da FETÖ’ye yardım ettiğine beni asla ve kata ikna edemez” diyerek tepkisini göstermiş. Tepkisiyle de sürecin hukuki olmadığını dolaylı olarak ifade etmiş oldu. Zira, eğer ortada hukuki bir durum olsaydı, ‘suç işlediklerine, yaptıklarının suç olduğuna, hukuka aykırı bir şey yapıldığına inanmıyorum’ demesi daha doğru olurdu. Hakan ise ‘FETÖ’ye yardım ettiğine inanmıyorum’ demekle, ortada terörle mücadele yasası kapsamında bir örgüt mücadelesi olmadığını, cemaat olarak kabul edilen yapıyla hukuk organları aracı yapılmak suretiyle mücadele edildiğini ifade etmiş.

Çünkü ortada bir örgüt var denilirse, mahkemenin kararında bir sorun olmadığı söylenebilir. Kararda, ‘‘Naylon Darbe’ başlıklı yazı ile örgüt tarafından darbe girişiminden hemen sonra oluşturulan kontrollü darbe, tiyatro darbe söylemine hizmet eder şekilde örgüt lehine sağladığı algı’ gerekçe gösterilerek mahkumiyet kararı verildiği belirtilmiş. Eğer silahlı terör örgütü var olduğu kabul ediliyorsa, örgüte yardım içeren her eylemin cezalandırılması kaçınılmaz olacaktır.

AİHM eski yargıcı Rıza Türmen tarafından yapılan açıklamada da “Bu karar hukuki değil ve tamamen fantastik bir karar. Bu tip kararlar nasıl bir rejimle yönetildiğimizi gösteriyor. Hukuk devleti ve demokratik bir ülkede olmadığımızı da gösteriyor. İktidar hoşuna gitmeyen herkesi aynı kefeye koyuyor. Her an herkes FETÖ’cü diye suçlanabilir.” diyerek, soruşturmaların ve yargılamaların suç eylemine göre değil, iktidarın hedef göstermesiyle olduğunu ifade etmiş oldu.

‘FETÖ’ adı altında yürütülen soruşturmaların ve yargılamaların nasıl yapıldığını Sözcü gazetesi yazarlarının avukatları iki cümleyle özetlemişler.

Avukat Celal Ülgen, ‘Türkiye’de yargı bağımsız değil. Yargıçlar kendilerinin ve çocuklarının geleceklerinden korktukları için topu bir üst mahkemeye atıyorlar” diyerek mahkemelerin nasıl çalıştığını ve hakimlerin hangi gerekçeyle insanlara mahkumiyet kararları verdiğini, avukat İsmail Yılmaz da, “Delilsiz bir dosyadan müvekkillerimize haksız ceza verilmiştir” diyerek, suçlanmak için veya mahkumiyet kararı verilmesi için delil olmasına gerek olmadığını ifade ederek, ‘FETÖ’ suçlamasıyla yapılan yargılamaların nasıl yapıldığını özetlemiş oldular.

Sözcü gazetesi yazarlarına verilen haksız mahkumiyet kararı, yazarların ‘FETÖ’ ile mücadele etmesi nedeniyle değil, ortada bir örgüt olmadığı ve başta kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesi olmak üzere evrensel hukuk ilkelerine aykırı olduğu için doğru değildir. Mahkemeler tarafından verilen bu tür yanlış kararlara karşı doğru tepki gösterilmezse, muhalif herkes, çıkan her yeni karar sonrasında hayret etmeye, tepki göstermeye devam edecektir. Yapılması gereken olaylara evrensel hukuk ilkeleri kapsamında bakılmalı ve herkes için hukuk perspektifinde değerlendirme yapılmalıdır.

“Kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesinin herkesi ilgilendiren ve hukuk güvencesi sağlayan üç işlevi vardır;

1) Bireylerin, hangi davranışların suç oluşturduğunu ve bunların karşılığında hangi cezaların öngörüldüğünü bilmelerine olanak sağlama,

2) Hakimlerin, bireyleri keyfi olarak cezalandırmalarını önleme,

3) Yasa koyucuyu, insan haklarına ve demokratik anayasal haklara ters düşen yasalar yapma konusunda sınırlandırma.

Mahkemeler tarafından alenen ihlal edilen kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesi başta olmak üzere evrensel hukuk ilkelerinin uygulanmasını herkes için istemezsek, mahkemeler hukuksuzluk yapmaya, bizler de verilen kararlara tepki göstermeye devam ederiz!