Eduardo Gaelano, ‘Ve Günler Yürümeye Başladı’da özgün bir gerçekçilik dersi verir: “1815 yılında Napolyon Bonapart, Elba Adası’ndaki hapishaneden kaçtı ve Fransa tahtını yeniden ele geçirmek üzere yolculuğuna başladı. Giderek büyüyen bir ordunun eşliğinde adım adım ilerlerken, kralın resmi yayın organı Le Moniteur Üniversel (Evrensel Öğretici) Fransızların XVIII. Louis’yi savunarak ölmek için can attıklarını ilan ediyor ve Napolyon’u, ‘vatan toprağına tecavüz eden eli silahlı, kanun dışı yabancı, gaspçı, hain, musibet, haydut başı, kovulduğu toprakları kirletmeye cüret eden Fransa düşmanı’ diye nitelendirip ekliyordu: ‘Bu onun çılgınlık gösterisi olacak.’ Ama neticede kral kaçtı, kimse onun için ölmedi ve Napolyon tek kurşun atmadan tahta oturdu. Bunun üzerine aynı gazete, ‘Napolyon’un başkente girdiğini bildiren mutlu haber biranda herkesin iştirak ettiği kutlamaları tetikledi, herkes birbiriyle kucaklaşıyor, İmparator çok yaşa, haykırışları yükseliyor, bütün gözlerden sevinç gözyaşları dökülüyor, herkes Fransa kahramanının geri dönüşünü̈ kutluyor ve Majesteleri İmparator’a en derin bağlılığını bildiriyor’şeklinde haberler yayınlamaya başladı.”

Türkiye son yıllarda tersten de olsa bir gerçekçilik dersi alıyor: Birkaç yıl önce büyük övgülere mazhar olan ve faaliyetleri göklere çıkarılan “cemaat”in şu an kendisine “fetö” denilen bir terör örgütü olduğu algısı yerleştirilmeye çalışılıyor. Ancak işin tuhaf yanı “fetö” kavramı iktidar tarafından hedeflenen algının kapsamının çerçevesini çoktan aşmış durumda. Siyasi rakipler arasındaki çekişmelerden, karı-koca kavgalarına, bürokrasideki koltuk kavgalarından şirketlerin ticari rekabetlerine, uluslararası krizlerden medyadaki polemiklere, yargılanmaktan kurtulma çabalarından intikam operasyonlarına, futboldan magazine çok geniş bir yelpazede kullanım alanı olan “fetö” kavramının her yönüyle analiz edilmesi gerekmektedir.

İslam felsefesine göre isim “varlıklara verilen ad”, müsemmâ “adlandırılan varlık”, tesmiye de “adlandırma”demektir. İslami terminolojinin imkanlarıyla açıklamak gerekirse “fetö” tesmiyesinde isim ile müsemma arasındaki illiyet bağı kopalı çok olmuştur. Neyin “fetö” kimin “fetöcü” olduğu, hangi hareketin “fetö faaliyeti” hangi fiilin “fetö suçu” olduğu artık tanımlanamamaktadır. Kaos, gerçeğin üzerini koyu bir örtü ile kapatmıştır.

Öte yandan “fetö” kavramının ağır bir nefret söylemi olması ve soykırım ile de ilintili bulunması, konuyu daha da önemli hale getirmektedir. BM Soykırım Suçunun Önlenmesine ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşme’de “lanetlenen” ve “iğrenç musibet” olarak tasvir edilen soykırımın, sınıflandırma ile başlayan ve imha/inkara kadar giden aşamaları vardır. Soykırım üzerine inceleme yapan bilim insanları, yok edilmek istenen bir grubun basitleştirilmiş bir isim veya sembolle etiketlenmesini “simgeleme” olarak nitelemekte ve bunun soykırımın önemli aşamalarından biri olduğunu belirtmektedirler. “Fetö” kavramı da “cemaat”in kitlesel olarak etiketlenmesi amacıyla kullanılmaktadır. Gerçi kavramın kapsamı muhtemel cemaat üyelerinden çok daha fazlasını ifade edecek şekilde genişlemiştir ancak yine de kavram her geçen gün işlevselliğini  artırmaya devam etmektedir. Özetle, açık bir nefret söylemi olan “fetö” kavramı, toplumsal barışın ve kamu düzeninin önündeki en büyük engellerden biri haline gelmiştir. Son 3 senede 540 binden fazla kişiye “fetö”den dolayı adli işlem yapılmış olması, kavramın potansiyel gücünü ve barındırdığı büyük tehlikeyi gösteren somut örneklerden sadece birisidir.

Gelinen noktada bu meşhur kavramın taşıdığı gerçek anlamı keşfetmek ve üzerinde yükseldiği temelleri iyi anlamak ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Geno/TR olarak, “simgeleme/nefret” başlığı altındaki serilerde bu konuyu incelemeyi ve örnekleri ortaya koyarak önlem alınması için farkındalık oluşturmayı hedefliyoruz. Bir sonraki yazıda kavramın ortaya çıkış hikayesini resmetmeye çalışacağız.