İçişleri ve Adalet Eski Bakanı Mehmet Ağar, geçtiğimiz günlerde katıldığı bir etkinlikte yaptığı konuşmada, Türkiye ile Libya arasında imzalanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırasına değindi ve birtakım iddialarda bulundu.

Ağar, söz konusu anlaşmanın geçmişte Deniz Kuvvetleri Komutanlığı mensubu üst düzeyli subaylar tarafından teklif edildiğini, ancak Dışişleri Bakanlığı Denizcilik Dairesi’nin bu ortaklığa onay vermediğini ifade ederek; 2005-2014 yılları arasında bu birimde görev yapan daire başkanlarının bugün Gülen cemaati bağlarından dolayı tutuklu olduğu iddiasında bulundu.

Ağar ayrıca, bu yıllar arasında dış politikada etkin konumlarda bulunmuş olan ve son günlerde AKP’ye rakip siyasi girişim başlatılmasıyla ismi anılan Abdullah Gül, Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu’nu ima ederek; bu şahısların bahsi geçen denizcilik birimi personelinin göreve getirilmesinden sorumlu olduklarını üstü kapalı olarak ifade etti.

Öncelikle belirtilmeli ki, Türk kamuoyunun fikri takip ve tahkikat yeteneğinden ne kadar mahrum olduğunu bilen her siyasetçi gibi Mehmet Ağar’ın da, içerisine ‘FETÖ’ sosu eklemek suretiyle paylaştığı komplo teorilerinin, içeriğinde ‘FETÖ’ olan her iddia gibi mesnetsiz hatta iftira olduğu basit bir araştırma yapılarak görülebilmektedir.

Ağar’ın komplo teorisine dayanak yaptığı kıdemli hariciye bürokratlarının biyografileri kamuya açık kaynaklarda mevcut ve Ağar’ın bahsettiği dönemde görev yapan bürokratların çoğunun özgeçmişine basit Google aramalarıyla ulaşılabiliyor.

Örneğin, Dışişleri Bakanlığı’nda 2004-2007 yılları arasında Denizcilik Daire Başkanı, 2007’den 2009’a kadar da Denizcilik ve Havacılık Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yapan Büyükelçi Basat Öztürk, şu anda Türkiye’nin NATO nezdinde Daimi Temsilciliği görevinde bulunuyor.

2018 yılı sonuna kadar Türkiye’nin Rabat (Fas) Büyükelçisi olan Ethem Barkan Öz ise, 2009-2014 yılları arasında Kıbrıs ve Doğu Akdeniz konularından sorumlu bir diğer birim olan Kuzeydoğu Akdeniz Genel Müdür Yardımcılığı’nda görev yaptı. Aynı birimde o yıllarda Daire Başkanlığı görevi yapan Deniz Barkan Umruk, şu anda Montréal Başkonsolosu.

Özetle, 2005-2014 döneminde denizcilik ve Kuzeydoğu Akdeniz birimlerinde görev yapan Daire Başkanı ve üstü kıdemde hiçbir bürokrat Gülen cemaati soruşturmalarından dolayı cezaevinde olmadığı gibi, ihraç olan dahi yok.

Kaldı ki, Türkiye-Libya ilişkilerinde 2005-2014 dönemini tek bir blok halinde değerlendirmek ancak Libya’nın siyasi çalkantılarına dair kapkara bir cehaletin eseri olabilir.

Bilhassa 2011 yılında Muammer Kaddafi’nin devrilmesinden bu yana bir türlü istikrar ve iç bütünlük sağlamayı başaramamış olan bu Kuzey Afrika ülkesinin, 2005 yılı ile bugünkü hali arasında hiçbir alaka bulunmuyor.

Geçtiğimiz günlerde 90’lı yıllardaki bir dizi faili meçhul cinayete ilişkin bir davadan, bağımsızlığı ve tarafsızlığını kaybettiği Avrupa Konseyi ve bir dizi STK tarafından tescillenmiş Türk yargısı önünde “beraat” eden Ağar’ın, bariz bir özgüven patlamasıyla ülke genelindeki desteksiz atma kampanyasına katıldığı anlaşılıyor.

Bununla birlikte, Winston Churchill’in de dediği gibi, “Hakikat, inkar edilebilir değildir. Şer ona saldırsa da, cehalet onunla alay etse de, eninde sonunda hakikat ortadadır.”